2/4/2009 ·

Zemheri Edebiyat 6. Sayısı Yayınlandı



Önsöz    
Her şey Tükeniyor/ 6. Sayı Önsöz Niyetine

Röportaj;
Mustafa Celep

Dosya;
Edebiyatımızın Biyografisi Eksik

Şiir;
Meleklerin Nazarı Var / Mehmet Türkmen
Günebakan Çiçeği / Atilla Yaşrin 
Üç Ve / Tan Doğan 
Akortsuz Hayaller / Adnan TAŞ 
Sardunyalar / Murat Serkan Önder 
Bir Sen Ki Bin Muamma / Abdulsamet KILINÇ 
Vurdum Duymazsın / Abdulkadir Akdemir 
Aşkın İhtilâli / Halil İbrahim Polat 
Hep / Ahmet Yılmaz Tuncer

Deneme;
Yüreğin Değiyor Sözlerime Meyl! Ö/z/lüyorum 
Encam- ı Sema / Ceyhun Emre Teoman 
Aşk Durdu Boğazıma / Gülnaz Eliaçık 
Nil'in Bahçesi / Nergihan Yeşilyurt 
Dünyaya sesini duyurmak / Ceyhun Köse 
Gül'e Dair/ Abdurrahman Apaydın

Öykü;
Ene'l Aşk / Adige Batur  
Yabancılaşmayı Ruhunda Hissetmek / Abdulaziz Tantik 
Kadın Şehir ve Oğlan / Ersan Er   

Makale;
Bugün Günlerden Muş / Taylan Özkan 
Engin Çeber, Metin Göktepe, Festus Okey ve Utanılası Tavrımız / Kerem Buldu
Sansürlü Yazı / Tarık Saydıran 
Sökülük, Kestane Ağacı ve Cibe / Leyla Marankoz
Dergilere Yazı Gönderme Âdâbı / Said Ercan

Mektup;
Bir Aşk Kaç Biz Eder? Bir Aşk Kaç kere ölüm? Züleyha Çay
Ruhumun Zindanından Anneme Mektup / Murat Hazine 
Avusturalya Mektubu / Tuba Ünal

Sinema;
Bir Türk Sinema Kültü Uçurtmayı Vurmasınlar / H. Metin Avcı

Gezi;
Bir Bilmez Seyyahın Gezisi / Ümit Sönmez

İnceleme;
Tevellüdü İstanbul Olan Bir Şair; Andre Chenier / Öznur Tunç

Çizgi;
Ürkek ve Masum/ Ebrar Pınar Kara

Desen;
Lokman Üzeyir Çaycı

Ve
Konuşan Fotoğraflar ,

BÜYÜK HARF ,

Tavır,

Tanıtım,

Kültür-Sanat,

Duyuru

Yorum (yok) Yorum yaz!

14/9/2008 · Kategori: MAKALE

Zemheri Edebiyat 5.Sayısı Yayınlandı

www.zemheriedebiyat.com

/

 

                    Zemheri Edebiyat 5. Sayısı Yayınlandı.

 

5.sayıda Zemheri Edebiyat okurları için; Yaşar Bedri, Beşir Ayvazoğlu, Yelda Karataş, Osman Hakan A., Adem Turan, Selçuk Küpçük, Mehmet Nuri Yardım, Ali Çolak, Kemal Sayar, Cevat Akkanat,Şaban Abak Suavi Kemal Yazgıç ile yapılmış “5 kitap” soruşturması yer alıyor.

 

Röportaj bölümünde ise; şair, yazar Ali Ayçil ile Türk Edebiyatı, editörlüğünü yaptığı Mostar dergisi, kitapları ve Celal Fedai'nin kendisine yönelttiği eleştiriler hakkında detaylı bir röportaja yer veriliyor

 

Dosya Olarak Rachel Corrie’yi işleyen Zemheri Edebiyat beşinci sayısı; sırasıyla Rachel’in tüm mektuplarını, kendisi hakkında Bob Dylan tarafından yapılmış bir şarkıyı, Ailesiyle Türkiye’de ilk kez yapılan röportajın İngilizce aslını, Rachel hakkında yeni yazılmış deneme şiir ve makaleleri yayınlıyor.

 

5.Sayının içeriği ise genel olarak şöyle;

 

Şiir;

Kayboldum Ortasında / Mustafa Uçurum

Keyif Süren Köpekler / Mehmet Şamil Baş

Terfi Ettim İnsanlıktan; Islık Çalan Bir Yağmurum Artık!/ Emine Şimşek

Buzul Çağ / Yahya Kurtkaya

Dudaklarının Saçağında Yıkanan Gün Işığı / Sefa BIYIK

Boynu Bükük Öldüler / Yücel Şenyer

Çingene / Ceyhun Köse

Mahşerin Beşinci Kızı / Murat Serkan Önder

Akşam Sularında Vitrin Önleri/ Mehmet Türkmen

 

Deneme

Suç ve Şehir / Nergihan Yeşilyurt

Düş-ün-ce / Ömür Kurt

 

Mektup

Sana Nazarım Değdi Henna' Gözlerini Okurken / Züleyha Çay

 

Öykü

Evet, Ben Oyum… Yani Resimlerdeki / Asude Zeynep Toprak

Tefrika Öykü: Mihman, Bölüm-1 / Yahya Kurtkaya

Üzüm Bağları ve Mavi Dolunay / Leyla Marankoz

Yaka / Ersan ER

 

İnceleme

 Sevince ve Izdıraba Katlanma Sanatında Ustalaşmış Bir Kişilik Dostoyevski/ Öznur Tunç

 

Makale

Hilmi Yavuz, Hakan Arslanbenzer, E-Şair, E-Dergi, E Yani?

Çizgi

Yorumsuz-Ebrar Pınar Kara

 

Sinema;

Uçurtma Avcısı- Yılmaz Yılmaz

Tanıtım: Seyyah-Murat Çelik

               Posta Kodu Aşk- Mehmet Şamil Baş

               Gözlerinden Aşk Soluyorum- Muhammed Faruk Arslan

Konuşan Fotoğraflar

BÜYÜKHARF

Dergimize Gelen Kitaplar

 

zemheridergi@hotmail.com

www.zemheriedebiyat.com

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

14/9/2008 · Kategori: BUYUKHARF

BİRŞEYİN ADI





Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

14/9/2008 · Kategori: DENEME

daha güzel yenilmek!

daha güzel yenilmek! | yahya kurtkaya | Yenilgi

 

 



Ever tried. Ever failed. No matter. Try again. Fail again. Fail better.

Samuel Beckett


Daha güzel yenilmek, ayak uçlarımızda çırpınan soğuk bir dünya telâkkisinin farkına vara vara, üstüne üstüne yürümektir, dünyânın!


Daha güzel yenilmek, göklerin taşınmaz yükünü sırtlananların, göz çukurlarına kurdukları bir kervanda yeni bir soluk, yeni bir kalp çarpışı, yeni bir nabız atışı, yeni bir söz kuvveti, yeni bir yenilik yüklenerek devam etmeleridir, menzile!


Daha güzel yenilmek, bir durma biçimidir. Öyle bir duruş ki, nâmütenâhi bir harekette oluşu içinde gizler. Öyle bir duruş ki, kanatları vefâdan halkedilmiş bir kuş... Anka kuşuna emsâl... O kuş ki, zamanın kış vakitleri, çile denizi üzerinde tek bir menzil gâyesini vefâ kanatlarına bulamış, seyir hâlinde... Gâyenin vahdeti, daha güzel yenilmenin duruşa tebdil olunduğu ândır işte. Ne olursa, bu ân içinde olur! Birbirini bütünleyen yenilgi silsilesi, bu tek gâyenin, ilahi menzilin misafirleridir ve en güzel bir şekilde ağırlanmaya mültecidir.

İnanç, her şeyi en güzel bir şekilde yapmayı öngörür. En güzel şekilde konuşmak, en güzel şekilde susmak, en güzel şekilde yazmak, en güzel şekilde okumak! Yaşamak en güzel şekilde, en güzel şekilde ölmek! Bunu bir amentü gibi vird edinmektir inananın mesuliyeti!


İnancın öngördüğü yücelikler arasından gecenin son vakitleri kızarmış bulutların arasından alnını çıkaran bir güneş gibi, kalbi ve kavli aydınlatan bir sır var ki; yenilmek fiili ile en sağlam perdede kesişir: sabır! Sabra anlam katan bir inanç anatomisidir daha güzel yenilmek! Her yenilginin ardından kuşanılan sabır zırhı, her seferinde yeniden cilalanır, yeniden kuşanılır! Sabrın tükendiği yerde, düşer; yıkılır daha güzel yenilmek! Daha güzel yenilmek, sabr-ı cemîle açılan kapıların anahtarıdır! Kitabın buyurduğu: sabrun minallahi ve fethun garîb düstûrudur daha güzel yenilmek  felsefesinin temel taşı!


Eşyaya anlam katan bir sır vardır, vuslata anlam katan bir sır! Kuru elde edişleri kutsayan bir sır: çile!.. Çile örtüsüne bürünmeden avuçlarımıza düşen eşyanın kıymetiyle; çile imbiğinden damıtılıp ikrâm edilen eşyanın kıymeti müsâvi midir? Çilenin ziyâdeliği ile doğru orantılıdır kıymet sırrı. Çile arttıkça daha çok sarılırız vâsıl olduğumuza!


Mütefekkir: Ölümün ve mezarın anlamı da bu değil mi acaba? Bir düşüşten sonra bir yüceliş gelmesi için hayata ve insana yüklenmiş bir çile saati. Âh, bir sarkaç gibi bir ölüme, bir hayata gidip-gelen ruhlarla, sadece biyolojik yaşantının içinde vakit dolduran ruhlar arasında ne büyük uçurum vardır? diye düşünüyor!


Vakit doldurmak, âh! Bir yola adanamadan akıp giden ömrün seyir tahtası! Aklı ve yüreği ketum beşer tasavvuru! İnsan pâyesini hak edemeyen pasif mahlûk telâkkisi! Bir karıncadan dâhi ibret alamadan çürüyüp giden ömür törpüsü!


Kır artık şu ketumluğunu! Dile gel, konuş! Kök saldığın şu dinginlikten sök artık topuklarında yıllanan korkaklığı! Evet, sen korkuyorsun! Sen korktukça senden korkuyor zafer! Korkmak ne kelime utanıyor! Oysa, zaferin ve aşkın onur'a ihtiyacı vardır. Onur, el emeği, göz nurudur. Onur, evvelini unutup; ahirine nazar-ı cemil ile yönelmektir. Onur, düştüğü yerde kalmamak; kalkıp kalbini avuçları arasına alıp koşmaya devam etmektir. Ve dahi onur, yenilgiye ferâset ile bakıp; inanca lâyık bir tavır ile onun da daha güzel olabilmesi için erdemli, soylu, asîl bir harekettir!


Ve diyor şair: Hep savaştın! Hep yenildin! Sorun yok! Yine savaş! Yine yenil! Daha güzel yenil! Yenilgin bir gün olacak senin; yenilgin bir gül...



...


www.yenilgi.com

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

14/9/2008 · Kategori: SiiR

o(n)dalık

 

İhtilal mirası sarı sedir

Kimdedir baykuş nöbetler

Terkisinde ziftin sırnaşması var

Güneşten tüm oluklar bakra çalar

Zaman efesi işte bu;atı düldül

Güdülen sürü kurdun önüne

Var mısın ?

 

Verem sadır dokuduğumuz kendir

Keten helvası aya ağıt

Gammaz düşe kin bulamacı

Vur kaç parası kendimizden aşırdığımız

Ilgıtıyla  oyalandığımız vaveyla türküsü

Dağdağa ,şatafat onuncu yılla yesir

Kemir ,ak kara fare kemir!

Gündüzleri kemir,;gece, bize esir.

Yok musun?

Sevdalık devşiren ondalık kesir.

 

 

Hal vurgunu, göz bebekler yılgın

Attığımız her gülle, tâca doygun

Kirpiklerin gibi toprağına su saldığım

Balçık zaman, balçık mekan

Balçık ruh!

Taştan duvarını dizdiğim zaman

Evin burası otur

Med-cezir;var-yok:mana büyük

Uykusuna kuzuyuz ,cülûsuna pişkin sedirin

Ayarmadığımız vurgusuna ulufe.

Var mısın,yok olan mı?

 

Varsan yoklanırsın ,yoksan varır

Edilen kahır,ancak kendine yansır

Adalet terkisi iki kefeli

Karındaş hoyrat ile  şehir;efeyle sefil

Yolculuk var ,gece gündüz;ırak yakın

Yolculuk var;

Güneş bir,

Ay bir

Yol bir ,

Yolluk bir .

Ey ebter yolcu! Yoklayanın vârı mısın?

                        Gözlerimin hârı,ömrümün kârı mısın?

                        Yâri misin gönlümün o(n)dalık?



Gürbüz ÜNAL

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

14/9/2008 · Kategori: MAKALE

'KAVGA'YA DAİR

 

 
            İnsan, Allah'ın yarattığı varlık dünyasında canlı olmakla cansızlardan; aklını  kullanabilmekle de canlılardan ayrılan en büyük şaheserdir. Bu yönüyle borçludur, sorumluluk sahibidir. Her yaptığından hesaba çekilecektir.
 
             İnsan, yaratıldığından günümüze geçen zaman diliminde -bizim baktığımız yerden epey, Allah'ın baktığı yerden ehemmiyetsiz-  yaratılmışlık gayesinden çok, genelde paylaşımı içine sindireyen bir görüntü arz etmiştir ki bu yüzden hep bir çekişme içinde olmuştur.Bu onu sürekli bir kavga  -geniş anlamda savaş- yani çıkar çatışması görüntüsünde aksettirmiştir.
 
             Hz. Adem'in oğullarından Kabil'in Habil'i öldürmesiyle başlayan ilk kan dökme, sonrasında en acımasız yöntemleriyle süregeldi. Oysa yeryüzü insanların tümüne yetecek şekilde yaratılmıştı. Herkes ondan rızkını bulabilir, onda yaşayacak bir yer inşa edebilirdi.İstediği şekilde inanabilir ve yaşayabilirdi.
 
             
             Bedir savaşında müslümanlar 300, putperestler 900 yüz kişi ile savaşa tutuşmuştur. Çoğu zaman tek taraflı da olsa paylaşım engellendiği ve kan dökülmeye varıldığı bu dünyada, bazen insan şunu düşünmeden edemiyor: Eski devirlerde insanların sayısı ne kadardı ki birbirlerine tahammül edemiyor, saygı duymuyorlardı. Günümüzde 6 milyar küsur ki en eski uygarlıkların yaşadığı yerlerden biri olan Mezopotamya bölgesinde uygarlıklar neden savaştılar? Değerlerinden dolayı mı, bolluk içinde yaşamak için mi? Oysa bahsedilen uygarlıkların nüfusu en çok binlerle ya da on binlerle ifade edilebilir o zaman için. Hititler, Lidyalılar, Persler, Sümerler, Akatlar, Babilliler ve Asurlular bugün milyonlarca insanı doyuracak ve içirecek kadar bir imkana sahip olan bu coğrafyada, hadi onlar da toplamda yüzbinleri buluyorlardı, mesela paylaşmayı beceremez miydi? Biri Fırat'ın doğusunu diğeri batısını kullansa yani her taraf bir bölümünü paylaşsa olmaz mıydı? Olmazdı!
 
               İnsan savaşmalıydı, kan dökmeliydi. Hep en güçlü olmalı, herkes ona itaat etmeli, onu kabüllenmeliydi.Her yer kendisinden sorulmalı, kendisine çalışmalıydı.
 
               İnsanın bilmesi gereken tek gerçek vardı aslında. Herkesin önceden sığındığı bir inanç ve bir toprak parçası vardı ve yalnız bunlar için ölüp öldürebilirdi. Ne var ki insanlar çoğu zaman gereksiz yere birbirini öldürdü.
 
               Ve "YOL"  dilegeldi. Üstümden geçiyorsunuz. Dünya bir yoldu. Herkesin gelip geçtiği bir yol.


Fikret Beg

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

14/9/2008 · Kategori: ANI

Yuvamı Kaybettim. Hükümsüzdür!





Hamd Alemlerin Rabbine, salât ve selam onun elçisi biricik Efendimiz (s.a.v.) üstüne olsun.
Rahman ve Rahîm olan Allah'ın adıyla...

Ramazanın ikinci günü, vakit öğle telefonum mutad olduğu üzere çalıyor bilmiyorumki neler duyacağım. Uzanıyor ve açıyorum usulca, karşımda bir dostum ne zamandır sesine hasret kaldığım birkaç kelam hasbihale döndürüyor konuşmamız. Eskilerden, tanıdıklardan haberdar ediyoruz birbirimizi ve ardından hiç de duymak istemediğim o talihsiz cümleleri duyuyorum. Yüreğimden vuruluyorum, içime bir kor düşüyor yakıyor tüm bedenimi hayır demek istiyorum, şaka yapıyorsun, dalga geçiyorsun benle demek istiyorum ama konuşamıyorum. Ya Rabbim sen herşeyi en iyi bilensin, hayrı da şerri de veren sensin bu kaçıncı şok, bu kaçıncı vurgun. Dostumu biraz teselli edip ona moral verdikten sonra muhabbetimize son veriyoruz.

Ve işte tek başınayım, ve yine düşüncelerimde kaybolmaktayım, sen aklımı koru Ya Rabbim.

Son zamanlarda duyduğum kaçıncı üzücü haber bu bilemiyorum ama insanın en yakınlarının, dostlarının başına böyle istenmedik şeylerin gelmesi  bende tam bir vurgun havası oluşturuyor, kendime gelmekte zorlanıyorum. Önceleri böyle şeyler duymuyordum acaba ilgi alanıma girmediği için mi yoksa böyle şeyler mi olmuyordu bilemiyorum. İnsanın türlü sıkıntılarla, zorluklarla ve büyük umutlarla kurduğu hayat boyu mutlu olacağını düşündüğü kendi yuvasını yıkması ne acı şey. Bunun altında yatan amiller tabii ki birçok, bu sosyal bir vakıa ve sosyal olayların tek sebebe indirgenmesi imkansız. Bayan tarafına sorsanız kendi haklı çıkartacak şeyler söyleyecektir, erkek tarafına sorsanız kendini haklı çıkartacak şeyler söyleyecektir zaten bu olmasa hiç yıkılır mı yuvalar. İnatlaşmalar, gururlanmalar, bencilleşmeler, kalıba sokmalar, tahakküm altına almalar, senler, benler, sizler, bizler...Bir bayanı anlamak için bir bayan, bir erkeği anlamak için de illa bir erkek mi olmak gerekiyor acaba. Aman Allah'ım ne de çok sebep var değil mi yuvayı ayakta tutmamak için!

Birazcık araştırma yaptım ve gördüğüm tablo tüylerimi diken diken etti. Yıldan yıla boşanmaların sayısı artıyormuş ve daha acısı boşanmaların %90'ına varan kısmı ilk 6 aylık dilime yaşanıyormuş bir an temenni ettim yanlış bilgi almışımdır diye ama yaşananlar da gösteriyorki galiba doğru, hiç istemesekte. Dahası var peki ya geri kalanlar, geri kalanlardan kaçı mutlu bir yuva sürdürüyor bir bakın çevrenize, kendi ailenizden işe başlayın ve en yakınlarınızdan kaçı sağdan soldan destek çubukları olmasa ayakta kalacak. Ve yine öyleleri var ki evine mi giriyor yoksa zindana mı bilemiyor. Mevla herkesin yardımcısı olsun, kimsenin yolunu şaşırtmasın. Olayın ilgi çekici bir başka yanı ise okuma-yazma oranıda artma, kültür seviyesinde gelişme olduğu halde hatta eşler onlarca kişisel eğitim, rehberlik, psikolojik kitaplarını devirdiği halde bu durumların yaşanması. "Kitap taşıyan merkepler" ayetini Yüce Mevla boşuna buyurmamış diye düşünmekten kendini alıkoyamıyor insan kimse alınmasın belki orda kastedilen kesim çok farklı ama olsun şu bir gerçek ki  bildikleriniz ile yaşamaz, onları hayatınmza tatbik etmezsek hüsrana uğrayanlardan oluruz. Heyhat ne acı bir durum, durup bir düşünmeliyiz oysa nerdeyiz, neyi yanlış yapıyoruz diye. Kızların yetişme tarzı, erkeklerin yetişme tarzı, ebeveynlerin gençlere yaklaşım tarzı, gençlerin evlilik kurumuna bakış açıları  değişmedikten sonra bunlardan kaçınılması imkansız zannımca.

Daha nişanlılık devresinde ailelerin birbirini düşman gibi görüp ne koparırsak kardır çocuğumuza düşüncesi, gençlerin nikahta birbirlerinin ayaklarına basıp üstünlük bende diye güç gösterisi yapması veya yakın çevrenin ilk günden ezeceksin, ezdirmeyeceksin gibi saçma sapan tavsiyeleri oldukça iflah olmayız gibi geliyor. İnşaallah ben yanılırım da nice sevdiklerimin canı yanmaz. Kitaba ve sünnete uymayan bir evliliğin zaten ayakta kalması imkansız veya ayakta ise onun varlığı diğerleri için bir ibret vesikasıdır. Efendimiz'in (s.a.v) nikahın ne için yapılacağını açık açık belirtmesi bile bizler için onlar kayın doyurmuyor, kimseye güvenilmiyor, iyi ama olmuyor, ben zaten uyuyorum onlara gibi aldatmacalara düşürüyor bizleri. Yazık onca emeğe, yazık onca zamana, yazık onca insana. Kur'an uyarıyor bakın "yapmadığınız şeyleri niye söylüyorsunuz" diye evet sorun kendinize ne kadar sadıksınız bu söze, hesaplaşalım kendimizle, kaçımız amenna derken bunları düşünerek söylüyoruz yoksa bir çırpıda ağzımızdan çıkan cümlecikler mi bunlar. "Sizlere iki şey bırakıyorum, onlara sıkı sıkıya tutunmadıkça kurtulamazsınız" diyen Efendimiz (s.a.v) haşa boşuna mı söylüyor bu söz, hevasından mı konuşuyor. Evet sen, sana söylüyorum herkes alınsın bu cümleleri üzerine, yarası olan gocunur derler biliniz ki yaramız derin, vurdumduymaz olmayalım, banane ben iyiyim, benim kimseye zararım yok, benim yuvam huzurlu, ben mutluyum demeyelim yok mu çevrenizde çok mutlu iken bir anda birbirlerine düşman kesilen aileler. Daha dün bir abimiz üç tane pırlanta gibi evladı olduğu halde boşanmak istediğini belirtti sizce acı bir durum değil mi bu? O çocukların durumu ne olacak, o bayanın durumu ne olacak, o abinin durumu ne olacak? Kimse bile bile kendini ateşe atmak ister mi? Bizler bu düşünceler kurtulmadıktan, kılık-kıyafete göre birbirimize değer verdikten,

Kitaba ve sünnete değil de eşin, dostun sözlerine bağlı yaşadıktan sonra daha çok böyle olaylar göreceğiz gibime geliyor. Mevla bizlere acısın, bizleri böyle şeylerden korusun, bu durumlara düşmekten muhafaza eylesin. Son bir hatırlatmayı da unutmayalım, evlenmek zor olsa da boşanmak ondan daha zordur bu düşünce içinde olanlar varsa inşaallah bu yazı vesilesiyle ailesine ve kendisine çeki düzen versin, en önemlisi bu durumu yaşamış insanlarla konuşup onlardan başlarına gelenleri dinlesinler. Allahu Tealanın bile en sevmediği helallerden biri olması bize oldukça fazla bilgi vermiyor mu sizce?

Lafı boşuna uzattı ve kalplerinizi kırdı isem affola ve haklarınızı helal ediniz, bu aciz İlyas Uçar kardeşinize de dua etmeyi unutmayınız.


İlyas Uçar 

Kalıcı Bağlantı Yorum (3) Yorum yaz!

8/9/2008 · Kategori: BUYUKHARF

Güzde Unutulmuş/Pablo NERUDA



Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::