18/8/2008 · Kategori: MEKTUP

Mum Söndü!

Yollar bitti çoktan. Oysa sana ulaşmak için birçok yolum vardı. Kimilerine cesaret edemediğim birçok yol. Ama şimdi yol yok ölümümden başka!

Pervaneydim senin etrafında gözlerindeki ışığa âşık bir pervane. Yıllarca kendi halimde yaşadım bu ezelden nasibime yazılan aşkı. Bu aşk öyle şiddetlendi ki beni benden etti. Ben yoktum artık sen vardın her yerde her şeyde, sen ve aşkın. Beni benden ederken aşkın bende haberdar ettim seni gönlümün yangınından.

"Benimde içimde sen varsın yıllardır" dedin ve o an yeryüzünün en mutlu insanı yaptın beni. Yıllardır pervane olduğum karşımdaydı şem misali. Ama bu mutluluk uzun sürmedi. Yazgıma yazılmış olan aşkı sana açtım tüm hallerimle sana sundum ama "Ben senin sevgini taşıyamıyorum ağır geliyor." "Hayatımdan çık" dedin.

Oysa bana hiç sormadın böylesine bir sevgiyi sen nasıl taşıyorsun/taşıyabiliyorsun diye. Taşıyamıyorum yar dediğim, kalbim kaldıramıyor ağır basıyor ruhum bedenime en şiddetli zamanında da gözümden taşıyor gönül ırmağımın tsunamileri! Demek ki hataymış bu sevgiyi sana böyle şeffaf göstermek.

Beynimde yankılanan söz "Hayatımdan çık!"

Ben zaten senin hayatına hiç giremedim ki denedim sadece davetsizce kapına bıraktım kalbimi avuçlarında ısıtırsın diye. Ben ısındığımı sanarken birde baktım ki hala kapıdayım. Giremediğim hayattan çıkmam elbet kolay olacak. Ama senin benden çıkman hiç de mümkün olmayacak.

Dilim lal!

Bakışım lal!

Konuşan bir tek yüreğim var onu da sen duymazsın zaten!

"Beni hayallerinden de at " dedin.  İçinde sen olmayan hiçbir hayalim yokken seni hayallerimden nasıl atabilirim söyler misin? Ayrılık en büyük korkum olmuştu sevgini hissettiğim ilk andan itibaren. Korkularımla bu kadar çabuk yüzleşmeyi istemezdim.

Gönlümde ki yangını ilk hissettiğim anda ki duamdı "Rabbim bana eşi benzeri olmayan büyük bir aşk ver". Kabul edildi bu kulun en aciz zamanındaki yakarışları ve karşılıksız büyük bir aşk yazıldı nasibine. Bitiyor bu hikâyenin vuslat kısmı çünkü ikinci kez davetsiz gelmeyeceğim kapına.

21 Haziran! En uzun gün diye bilinir zihinlerde. Ama bende kendini en kara gün olarak bıraktı lugatıma. Çünkü karardı gündüzüm gece oldu sözlerinle, gecem zaten karanlık. Dipsiz karanlıklara bıraktın beni.

Mum söndü.

Bende her yer karanlık...

 

LaLeTuTKuNu

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

23/5/2008 · Kategori: MEKTUP

Elden Düşme Mektuplar(!)

--...Söyle hangi gün'ahın kefaretisin?!
Ki inşirah inşirah değdin (h)içime.. --
 
 
 
Elden düşme düşler şimdi revaçta..koş hadi, kılpayı kaçırma(!) Ardın sıra sürükleniyor ayarı düşük sevmeler...Ardın sıra gidiyor ilmeği kaçmış yeminler...Tazele(me) yeniden!
 
Yağmalanmış umutların tetikçisi miydi ellerin? Düşler(im)e pranga arıyorsun. Seni anışlarım, sana yanışlarım ve sen’siz haykırmalarım buna izin verir mi sanıyorsun? Hiçbir prangaya vurulmaz iç çekişmelerim. 
 
Müsait bir çilingirci bul, yüreğine girebilmen için...ki senden sonra vize alabileyim, kapısını çalabileyim...
 
 
Kendine yabancısın. Söyle kimin ve neyin aşinasısın?
 
 
Ve söyle gözlerine, düşmesin kirpiğime. Şerha şerha daralıyor hudutlarım.
 
sağım sen...
solum sen...
 
Yakalanıyorum...yakıyorum.. “Ateş kendini yakar mı?” deme, yanıyorum..Devrik vaadlerine kanıyorum..Çok bilinmeyenli ve senli denklemlerden usandım artık. Üstelik soru işaretlerine meydan bırakacak cümlem de kalmadı..tükendi..tükendim..
 
önüm sen’sizlik..
sonum sen’sizlik..
 
Vuslata gün saymıyorum takvimlerin küstahlığına inat.. Yüreğime “sen’sizliği” kodluyorum en kalın puntolarla.. Zindanım olma, dayanma (s)aklıma.
 
Paramparça oldu yüreğim, aklım şirazesinden çıktı..
 
Ben’den vazgeçtiğim gibi sen’den de vazgeçemez miyim?
 
 
-Üst üste yığsam yokluklarını varlığına erişmez miyim?
 
 
Hiçliğim için hiç mi çıkar yol yok?
 
dünüm ölüm
günüm ölüm...
 
Ölümle yaşıyorum, yaşayan ölülere inat...”Sen ki ben de ölüm ölüm dirilmektin” demiştim biliyorsun sana en son.
 
Ölüme “sen” kala sen’sizlikte bulurum seni, miadı dolmuş (s)özün senedimdir...

Ölüme “sen” kala sen’sizlikte görürüm beni, değil mi ki kederim kaderimdir...
 

Eyvallah sensizliğin senliliğine..
Ölüyorum yine..dirilmek için...
 
 
Fatma Erdim

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

7/5/2008 · Kategori: MEKTUP

Hasret mektupları

 

 

Sevgili…

 

Kalbine düşen nisyan yaprakları bile unutturamadı günlüğünde,gözlerini.Başka işliyorum yüreğime şimdi seni.

 

Baktım,durgunluğun yüreğime toz kondurtmayan hayaline.Baktım ve gördüm cemreleri ıslatan ve baharlara karlar yağdıran sebeplerine.Güneşin alacasında morun derinliğini yakalamak bile mavinin seyridir.Gördüm düşlerinin izlenmiş kakülünü.Ellerini uzat bana.Uzat ki metanetimi kıran ay sürgün yazmasın yıldızlara.

 

Uzaktır.Limanların kentlere nispeten bulanık havası.Uzaktır yeşilin rengi hepsinin mihengi…seyrin sülüğü,hasretin mecali.Şimdi mecalsiz zamanlarda dokuyup kilimin en güzel desenine…Diyorum ki hazandır bu mevsimde gözlerimde duran.Baksana baharlarıma bile artık karlar yapar oldu.Don tuttu bütün tomurcuklanan çiçekler.Kıtlığa hükümdür ferman zaten padişahın.Seyrimde alem senin.Gözlerin senin.Ellerim senin.Aşım ekmeğim suyum senin.Tutunup dallarınla izlet maveradan gözlerine yansıyan melekleri.İzlet ki göreyim bütün güzelliğini.

 

Sevgili…

 

Kalbime düşen nisyan yapraklı bile unutturmadı gözlerini.Denizler var ya onlar dinginliğinin sebebidir.Ya hasrettir ya da küllen yangındır.Mihengisin aslında hayatların.Seni isteyen ölümlere dalmalı.Bırak yeşersin bahardım dedim;yeşeren yaprakların tohumlaşacak anlarıyla.Gözlerime değen gözlerinin ışıltısı yaktı yine gözlümü.Yüreğime alevden bir harp lazım şimdi.Yenilgisini izleyecek pencerelerden bir de sultan.Oysa hasrettir ve çekmeyen bilmez.Özlemdir oysa ki bilmez gözlerinden yaşlar akmayan.Mecalsiz yazıyorum şimdi.Az kaldı susacağım.

 

Sevgili…

 

Bir umudun zencefil kokulu rüyasını görüyorum.Ellerimde çiçeklerinin solan kısımları.Yaprakları duruyor kuruyan sözlerimin.Bir ucundan yakalamaya çalışıyorum sayfaları; onlar bile benden uzakta.Uzakta deniz,çığlıkların berisinde.Gözlerime değip kudurtuyor yalnızlığımı bütün çiçekler…

 

Bilmek lazım halbuki bilinmeli.Bilinmelisin.Kitap dolusu olsa bile seni anlatmak;kelam nazan kalsa da,bilinmelisin.Ortaya çıkmanın zamanı gelmedi mi.Tarihten ne değişsin ki sen böyle karanlıklara saplanasın.Eskidir insanlığın sayfalara yazılamayacak kaderi..Dolu dizgindir savaşları.Ve gözyaşları tarih kadar eskidir.Bu yüzden ağlamaklı bakıyorum bir yandan zamana.Hem de hasretle.Özlüyorum düşlerini kurduğum  iklimlerin.

 

Sevgili…

 

Uzun cümleler yazamayacak kadar kısa bir zamanda uzun uzadıya tasvirlere gerek var mı…Bu yüzden tek kelime ile açıyorum defterini.Yine eskisi gibi.Eskimeyen düzeninle yine içimde kalan duruşunla açıyorum gözlerinden besmele ile.Özlediğimin belirtisi olsun yine gözbebeklerinde.Işısın varlığım.Bu seyrin allamesi sen ol.Ben yine sana geldim.

 

Bilal Can

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

25/4/2008 · Kategori: MEKTUP

Kızımın adı Hira olsun mu efendim?

 

İnsan kelimesini onurlara bandıran, ehemmiyet kelimesinin altını çizdiren, sen, çocukların en büyüğü, kalplere işleyişinde hiçbir zorlama barındırmayan sevgili… Sana ulaştığından Emin satırlar yazıyorum. Kusurlarımı umursamayarak, Settar olana sırt vererek bismillah diyorum.

Bir çiçeğin açtığı aralıkta bazen, ellerini düşünüyorum. Senli benli olduğun dua halini çokça. Kızımın adı ‘Hira’ olsun mu efendim? Senden kalan bir rüya, bir ayine… Olduğu gibi, belki de ilklerin mekânı ha ne dersin? Sana vermek için dualar biriktirsin ilk oluşunda. Sana ahir zaman seçeneklerinden bir melek sunayım hira adında… Şimdi gözleri yaldızlı, kelimeleri yorgun düşmüş bir günün ardından sana birkaç şey yazarak, kalemimin ucunda birikmiş vebalden kurtuluyorum sanırım… Bunun üzerini kapamak boş bir çaba olur… Şah damarımdan yakın bir hükme karşı hem de… Bu sebeple sana yazarken titremiyor ellerim, titretmiyorum ki yaşarken titresin acizliğim…

Sana en çok acizliğimi gösteriyorum. Şefkatine bandır diye en çok onu… Soframın en aç olduğu andan bahsediyorum dualarımda, en çok terkedilmişliğimi, aynalarda kalan yaşlı gözlerimi ağlatıyorum secdeye. Bazen sana gelmeye yarım ayak kala bir garip oluyorum. Dedikleri gibi abartılacak cürmüm yok ki cesaretimi alıp geleyim sana… Ben günahkâr olmayı bile hak edecek bir şey yapmadım ki. Sana gelemeyişime bu cümlelere bağlıyorum… Farklı olamayan yanımı geceye değdiriyorum…


Gece susuyor. Gece en çok susarken senden bir parçayı andırıyor. İnsan en çok neşeli hallerini merak ediyor. Yetim ve öksüz tavrın sızlatır diye küçük yüreklerimizi, neşene sığınıveriyoruz… Hasan’ın üzerine çıktığı sırtın, derdimiz oluyor. Süvarilerini kıskandığımızı çaktırmamak için, ‘beli ağrımıştır insanların en güzelinin’, diyoruz. Kıskancız,biliyor ve onu bile söyleyemiyoruz…


Efendim, aslında sana çok selam eden var. Üşengeç kardeşlerin var hepsi güzel insanlar... Sahi, kardeşin olmanın hüznü bizi sabitliyor dünyaya… Ne diyordum, selam edenler var. Şimdi hepsini saymaya kalksam olmaz, çok özleyen biri var öyle dedi az evvel… Bende de selam et dedi. Kendisi, leyl desen değil, hüzün desen değil, garip bir abla… Sen, içini benden iyi bilirsin. Dualarımda ki hükmün bir benzeri şimdi içimdeki… Senli benli olası dualar var şu yanımda…


Şimdi gece, gecelerden yağmur vakti. Bu dünya en çok O’ndan bir rahmetle, Settar ismine bürünmüşken sana benziyor, bu dünyayı en çok kendinden ‘haberli’ leyl haliyle seviyorum. Ne tuhaf, senden doğmayan çocuklara isim dileniyorum. Kovma beni e mi? ‘Hira’ senin neyine, deme olur mu? Yok, yok, demeyeceğinden emin, güneşe ramak kala, kalbimle dilimin arasında bir yerden yontma, geçmişi silen bir hükümle duadayım. Bu eller en çok senin usulünle kalkmaya meyilli. Gönlüme bir haller oldu, seni örnek almayı becerememekten yenik düştü. Gönlümden 3. şahıs gibi bahsetsem kendime uzak düşer miyim? Sesini duyar gibiyim:

-Sen ki kendinden münzeviyken, ismine asudeyken, sen ki, ellerini Hira yalnızlığına bırakmışken, sen ki merhamet Ya Rabb diyenlerin kisvesindeyken, kendine ve dünyaya ve aslında herkese bu kadar uzakken, tamda ordasın. Yaratıldığın anda bahşedilen yüreğe, 3. şahıs olacak kadar uzaktasın…


Uzağım, uzaklık dibacesiyim, ismine asude bir yüreğim… Kızımın adı Hira olsun mu efendim? Uzağım uzaklığına, ismine münzevi bir yüreğim.


Asude Z. Toprak

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

15/4/2008 · Kategori: MEKTUP

"Serçe'ye mektup..."

 

 

Ya(nı)lan umudun, utanmaz ruhun,

Unutmaz aklın, uslanmaz kalbin..

İstedi(n) diye !

 

Yazıyorum serçe..

 

Yüz yüze geldiğimizde günahlarımızın hesabını vereceğiz.. Şefkatsiz kaldığımızda nasıl boğazladığımızı hıçkırıkları, umutsuzluğumuzda yaktığımızı tapınakları…

 

Uzun saçlarına güvenip de terk ettiğinde beni, kış gelmeden şapka almıştım kendime. Şeref fukarası betonlar üzerine yürüdüğünde ayakta duramıyordun ya; elinden tutmadan yürüten bendim görmüyordun.. Ölülerinde saçları uzar…

 

   Çığlıklarını içine hapsedince o eğri büğrü sarı dağ; göğüs kafesim simetrik şekiller alıyor. Merhamet diyorsun sen buna; ben hayır, hayır diye gözlerimi önüne döküyorum. Kazası var mıdır çocukluğumuzun bilmiyorum günahımızın ama ben artık durdurmak istiyorum nef(e)simi..

 

 

Şahitliği mekruh gözlerinle bak bayram günleri, yeni elbiselerini giyinmiş kız çocuklarına. İhanetin güncesi senden sorulur. Ardında ne kötü bir miras bu bıraktığın bakışlar…

 

Kerem Buldu

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

8/4/2008 · Kategori: MEKTUP

Serçeye mektup...

 

malum serçeler uğradı yine dün gece sabaha an kala...üşümüşlerdi, dayanamadım aldım narını herbir köşesine adaletle dağıttın yüreğime... latin harflerinin, ihanetiyle yine benden ve YALNIZdan başka kimsenin anlayamayacağı cümleler kurmaya başlıyorum...

duydum ki alem değiştirmek için dilekçeler yazmışsın. giderken ardında enkaza hasret bir iskelet bırakarakmı? hiç düşünmedinmi? ne az düşünüyorsun? oysa kaç yemin ettin: hissediyorum...

mevsim normallerince değil bulutlarını güneşe müdahil edişin... gönüllerimiz arasını ören örümcekleri zehirleyeşin... paslı kurşunlardan korkup ölümün hızını kısmak meğer o kurşunlar hergün yemekten daha kötüymüş...

silgi olsan siler, sünger olsam emerdim..

güneş nedir bilmeyen beyaz ağaçlara anlattım gidişini... önce ağladılar ben gibi sonra kalleşçe sevindiler toprağında yeşilleniriz ümidiyle... ne yaptıysam kar etmedi. en içten bedduaları gönderdiler toprak olman için...

ruhundan sıyrılmış bedenine dahi yeşil umutlar bağlıyorda odunlar, bende onlara kattığın kadar kırmızıya boyuyorum dünyamı...

elveda mavi gömleğim... elveda sarı yeleğim... elveda yeşil kurbağam... elveda beyaz umutlarım elveda...

demiştim gitmen ölüme hasrettir diye. işte yas günüm. siyahın en koyu tonlarından su çekiyorum beyaz kalbini yıkamak için... seni taşıyan her yeşil yaprak nankörlük edecek güneşe ve aya...

madem sus diyorsun; aç ışkları göreyim önümü, bileyim yönümü... ışık sarsın gönlümü... aç pencereni dolunay sarsın tüm geceleri... aç kalbini farkedeyim kara kedileri...

özlemedm seni...
sen anlıyorsun...
anla beni...

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

1/4/2008 · Kategori: MEKTUP

-Serçeye mektup...

 

 

Sebep aramak kaçışımın yenilgisi, sonuçsa kanlı bir firarın belirtisi. sessizliğin orta yerine ardı arkası kesilmeyen darbeler dizdim. eylül gecelerinden topladığın tüm hüzünleri üzerime yığıp gittin. düşünmek gerek öylemi? düşünmek gerek demek ne demek? gerekli gereksiz tüm zifir karanlıkların üzerine kırk üç numara basıyorum...

ne az düşünüyorsunuz?
hiç düşünmüyormusunuz?


sorular tezattı düşüncelerime, ruhuma azat...

eylülden çok çekti ekim. hıncını kasıma yağmur ekerek devretti. toprağa basmakla toprak olmak arasına sıkıştırma sevdamı! hayallerime vurduğun tüm kelepçeleri tek tek çözüyor annemin duaları. sen anahtar deliğinden temaşa ederken gürültülü hayatı, ben senli sessiz cennet umutlarıma uyuyorum. elde var birdir bu elde var bir!!! sorma artık beni. kötü haberlerim nasıl olsa gelir, iyi olanlarıysa serçeler söz verdi ya onlar getirir...

gün biter, gül biter, külün savrulur,
ışık söner, kokun tüter, güller kurur...

zararına uyanan her gönül önceki günün eşitsizliğine ağlayacak. sokaklarda ayak izlerini arayan yaşıtların dedektif titizliğiyle, anne yangınıyla tutuşarak arayacaklar seni. rüzgarları arkana alarak salıyorsun reyhan kokunu çöplüklere. bunu anlıyorum. peki sıcak ve sırat bir günde gülistanlığa ders verircesine güllere dokunmana ne anlam yüklesin mücize vaktini kaçırmış aklım???

xudaye tariya eva çı derde?
besse dılemın xu bıkşine...

sefalet kıskacına düşmüş bir ülke bırakıyorum sana, içinde envai çeşit sofralarla bezenmiş saraylar... ve artık seninde anlayamacağın bir mahremiyetle kimi harflerime milyon anlamlar yüklüyorum. harflerimi her deşifre etmeye kalkıştığında, sinada kaybolmuş bir israiloğlu gibi dönüp dolaşıp aynı yere sürüneceksin. anlaşılır kılınmamış bir sevdasa bu ceza az bile sana!!!

 

 

 

Kerem Buldu

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

25/3/2008 · Kategori: MEKTUP

Serçeye mektup...

 

 

Güneşin bu küsgün şehri terk edişinde anca yetişti serçeler.. selamının ardından sıkıştırdılar yüreğime mektubunu. kaç defa söyledim sana "ben okuma bilmem" diye. mektupların açılmadan saklanmıştır bir yerlere, vakti gelince okunmak üzere...

öğretirsen okur,
kalbime dokurum,
belki o zaman yüreğine dokunurum...

okumayı bilmeyen ben, yazmayı öğrendim hasretinden. "nasıl olur" deme hiç. neyi nasıl mantık sınırlarına vuruyorsun ? sınırları kalktı dünyanın biz bize kör iken...

dilim okumasada, kalbim yazıyor...
kararlar kararsız ki;
hala ismin kazınıyor...

bir harf öğret dedim,
zaman aşımına uğrasın esaretim..
çok gördün onuda,
kırk yıl esirinim...
bir fincan kahve istedim,
olmaz dedin..
amelin değilsede,
niyetindir tesellim...

ne olduysa sonra attım kendimi ummanın en derin yerine. aç balıkları olmalıydı bu azgın denizin, zindan yunusları? bağırdım tüm balıklara: ben yunustan daha büyük bir cürüm işledim, benide alın...

fayda yok...
ah bulmazmı şimdi kalbimi,
hedefini şaşmış bir ok?


anladım anladım,
bu dünyanın var benle bir zoru...
madem bana öyle geliyor,
sana "son" bir soru:
neden çekiliyor bu denizin suyu???
 
Kerem Buldu

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::