Eskimiş Yankılar (ihtiyar yankı)

I. -Farkediş-
Zaman inler oyar içimde
Her birinde ayrı bir gizim
Taşlar, kayalar...
Deliksiz bir uykudadır manzara
Baharı resmeder üzerimde güneş
Kim görür ki kaldırımlara ne yazar,
Adımlarımda biraz kan, biraz talan...
II. -Anlamak-
Mütemadi soluklarla rüzgâr,
Tehditler biriktirir ensemde.
Oysa hayat bir ölüm kadardır;
Koyu, ani ve bilinmeyen
Ve ölüm bir hayat kadardır;
Ucuz, asi ve beklenmedik
III. -Çözme-
Ben biraz hamur, biraz odun biraz da kayayım
Belki istekli;
Belki de meraklı
Zaman, insan ve yaşam,
Bedenimde ustalaşır.
IV. -Tohumlanma-
Asi değilim,
Suskunum, belki durgun bir su
Ya da gittiğim ince bir yoldur
Alışkın ve alıştığım;
Yani sessiz, belki ölü
Vasat bir solukta
Babasız bir "ah"tan farksız...
Belki bundandır
Çakallar, sisler ve küller
En çok bana musallat
Fareler en çok bana...
V. -İsyan-
Marazî bir kibrin mazoşist çığlığında
Yasak türküler, mülteci propagandalar ve taklit düşler
Olay yeri incelemede polisler, coplar ve siren
Tutanakta gözyaşım, bölücü acılarım ve illegal suskunluğum
Sayılar, isimler, listeler...
Mahkemelerde zaman çöplüğü,
Uzayıp giden çaresizlik ve itham...
Hengâme içinde huzurum, yalnızlığım kadar berkemal.
Ellerimde kalbim, sakinim Azrail'imden
VI. -Pişmanlık ve Vazgeçiş-
Ve bir intihar belki cinayet...
Vicdanlarda mizan kuyruğu
Ya deli ya da mahkûm olmalı şimdi
Belki kaçarım ölümün kaçıramadığından
Şah damarımdan ve günahlarımdan...
VII. -Çözülme-
Nokta hangi virgüle vurulur?
Hangi kelime virgüle gebe?
Ve ben öylece
Hangi isme mıhlandım
Ve kaldım?
Söyle yaprak üstündeki ölüm
Toprak üstündeki ceset
Kitap üstündeki yemin
Söyle!
Dilime mühür vurdum,
Gönlüme hasret...
Bari senden duyayım
Her yerde iniltin dolanır
Söyle!
VIII. Ve Nokta. (Belki sadece yalnızlık)
Artık her sözümde bir sükût barınır.
Dışarıda türküler söyler ayaz,
Yüreğimi titreten çok başkadır,
Sözümü susturan, başka...
Tûbâ ERDEM
Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!
1 yorum yazılmıştır
Yazan:isimsiz | Tarih: 2009-02-08 18:19:09Konu: ..
(Ey lelia!.gece yazıyorum sana ve gecenin kelimeleri; /alışmak gerekti yokluğuna../..geceydi..başımı yasladığım trajik sığınağımın penceresinden bakıp, evlerin neşeli ışıklarının bir bir sönüş saatlerinin nöbetini tutuyordum..dalmışım..gecenin üçüncü yarısında grî bir gölgeyle geçtin önümden..sancıyan bir yürekle, düşlerimi doldurup heybeme, biacele yetişmenin telaşıyla, yalınayak düştüm ardına, son bir gayret sürüdüğüm adımlarla..öylece girdim, yitip gideceksin diye korktuğum sokağına..yürüdüm peşinden, içimde yetişebilme umudu..seni gördüm, sokağın /çıkmaz/ dediğim yerinde..çocukluğunu düşledim..bir melekkanadı altında o çocuksuluğunu..saçlarında lastik toka, elinde bez bebek, büyürken..kendi içbükey aynanda bakışlarınla büyüttüğün o kederli küçük kızın yüzündeki, bakmakla kimsenin okuyamayacağı o gölgeye bakıyordun ve Ay yine Dolunaydı..ona sorduğun soruyu duydum; /kim çizdi şu gölgemi yüzüme?/..)
..
(son dönemeçte yitirmiştim seni..yürüdüm yine de..bir çöle açılıyordu sokağın..sonsuz bir çöldeyim şimdi..önüm karanlık, oysa ardım hiç olmadığı kadar Dolunay..dilimde bir şarkı, bestesinden düşürülmüş..
hayata minnet etmeden yine yürüyeceğim ve yine gölgem/n/ önümde..hani bir ağaç görsem..tek bir ağaç, yine sığınmayacağım gölgesine..sen vardın ya!.
(Omzumdan geriye bakmıyorum şimdi..gözlerim kamaşmıştı çünkü sana ilk baktığımda..sana bakmakla, içimin yollarının şu zifiri karanlığına bir kandil dilemiş olmalıyım ihtimal, ışığından..)
..
(penceremde şimdi, hiç gelmeyecek oluşunun ışığı..senden kalan ve umutla yanmayı sürdüren bir damla ışık..dilimde yine o hiç bilmediğim adın, avuçlarımdan akarak sabahın ilk ışıklarına, yeni bir gecenin duasına katılmaya..
ürkek uyku aralarında titreyerek andım seni..hüznün ve sevdanın nöbetini tutarken..ve bir kavuşması hiç olmayacak bir intizar bu..hasreti hep artarak büyüyecek bir intizar, andıkça hep iç çekeceğim..yokluğunu kabulleniş zor gelse de, beklemeyi kalbime ilk seninle öğreteceğim..)
..
/nice geçici ışık oyunlarına dalardı göz..bir kalp de, dış dünyaya açılan ilk pencereler olan o gözlerle aldanırdı, o şehrâyinlerin seremonilerine böylece../
Dünyanın karanlığının şu en ağır, en koyu zamanında, artık, Muntazır bir Mehdi’ye kalmış bir aydınlığın intizarında nicedir ışıksızdı..nice geceden; /artık ne olacaksa!./ diyerek çıkışları vardı herkeslerden gizlediği çıkınında..tüm yapabildiği, dünyaya dair en küçük bir kıpırdanışa bile izinsiz, kendi gerçeğine bakar gibi, kendi derin boşluğundan bakmaktı bir pencereye..oradan bakılırdı çünkü en güzel, bir gize..mahrem bir kalbe açılırdı bir pencere, en çok da gece sessizliklerinde..
en çok da bir yalnızlığı tam ortasından ikiye bölüp bölüşüyor olmanın hüzünlü sevinciyle, suskuların anaforunda, hiç olmadığı kadar gailesiz, kendi sonuna hızla ama huzurla kayan bir yıldız gibi, kelimelerle sonsuzluğa akmayı dileyerek..
kara bulutları dağılıyor muhayyilemin, sen gelince..neler geçiyor kalbimden, seni düşününce..ne ufuklar açıyor gönlüme siluetin..
"kalbim!.." diyorum yine; "kalbim…diriliyor, o hüzünlü bakışlarını gözlerimin önüne getirdiğimde.."
biliyorum, bütün gece o ıssız sokakta yürümeyeceğiz el ele, yine bakmayacağız hiç birbirimizin gözlerine.. yine gözümüzü bile kırpmayacağız yaralı yalnızlıklarımızda..yine evler, ışıklarını bir bir yakacak, göz kırpacak yine birilerine, birbirlerine..sızdırdıkları ışıklarında yürüyen nice meçhûllerin gölgelerine müstehzî gülüşler katarak..ey lelia!.kapı/n/mı biraz araladığında elbet görecektin içimdeki o, çığlık çığlık, için için, yanan, ne sönüşüne ne külüne şahitlik edemeyeceğin o devasa yangını..oysa hangi yangın sönmeye yüz tutmuştu da, bir avuç kül kalmamış ondan geriye?.biliyorum, kelimeler yarayı kanatır hep..ama kelimeler olmadan da okunmuyor ki bir kalp..bu yüzden sesin titrettiğinde yüreğin tellerini, kınama çıkan şu sesleri!.
/Hadi, kıvrık ucunu az daha arala!.bir kez daha bak/ma/ kalbin/m/e!.kimin türküsünü söylüyor? hadi!.git!.bir kez daha sına/ma/!..)
..
(uslanmak uzalaşmaktır!-s.buz)
selam ile