8/9/2008 · Kategori: MAKALE

ŞİİR, DOLAMBACIN DIŞINDA




“Eğer düşünce ve şiir,
kendi iktidarları olan şiddetsiz iktidara
bir daha ulaşamazlarsa,
burada ortaya çıkan insanın köksüzleştirilmesi
sonumuz anlamına gelir.”

Martin Heidegger

 

Şairler dolambacını sevdi, yoksa ‘şiir için çıkış ya da başka bir ifade ile şiire çıkış’, bir levha gibi orada aşikâr duruyor. Nedir dolambaç? Bugüne has bir şey midir, vaktiyle de var mıydı? Her mesele gibi bu meselenin de anlatımı istenildiği kadar uzatılabilir. Uzatıldıkça da anlatımın kendisi bir dolambaca dönüşür. Nitekim geçtiğimiz yüzyılın kavrayışları hayranlık uyandıran pek çok beyni, dışlarındaki dolambaçtan çıkmak dilerken kendi zihinlerinde kendileri için birer akrebe dönüştü. “Olan, olmasın” diye verilen çabalar, ‘olanın olmaklığını berkitmek’ten öteye gidemedi. Modern sanatçının ‘olanın yeryüzü üzre görüntülerini yansıtmakta başvurduğu yollar’, onu yayan bir onaylama olup çıktı. Belli ki sanat, yansıtılan eğer günün insanının yüz kızartıcı halleri türünden şeylerse bir yansıtma değildi. Bir yadsıma olması gerektiği yerde yansıma olan, artık medyalardan bir medya olmuştu da haberi bile yoktu. Modern zamanların yedeğinde gelişen ve onu dışlama kabiliyetini kaybeden sanatın başına gelen budur. Postmodern olarak adlandırılan zamanların sanatıysa, artık bunu yapmaya takati değilse bile inandırıcılığı kalmayan sanatı diriltmek için olanın içinden sözüm ona entelektüellerce yapılmış bir hayat öpücüğünden başka bir şey değildir. Modern ve postmodern ayrımı netleşsin diye şu esaslı ayrım boyuna vurgulanmalıdır: Modern hayatın alıklaştırılmaya, bönleştirilmeye çoktan hazır sıradan insanını dışlayan modern zamanların sanatçılarının tavrı, tüm sorunlarını unutturacak denli yüreklicedir. Ne var ki onların macerası, içinde bulunduğumuz küreselleşme çağında saygıya değer olarak görülmediği gibi seyirlik de bulunmamakta. Bakmayın Sylvia Plath’ın adının filmlerle, yazılarla çokça anılmasına.

Ananların kaçı bir çocukken Tanrı’yla onun gibi konuşmuştur?

Aslında dolambaç, sadece kendini büyük gördüğü için bönleşmiş, alıklaşmış benliğimizdir her şeyden önce. Oysa bizlere dışımızdaki kapitalist dünya örgüsü dolambacın büyüğü ya da ‘olanın ta kendisi’ olarak gösterilip durur. Kendi dolambacını saklamaya çalışmanın bir yoludur, dolambacın dışımızdaki dünya olduğunu söylemek. İnkar etmek, gözden ırak tutmak, es geçmek ne mümkün!.. İçinde yaşadığımız dünya, insanların sakin olamayacağı bir mekân nicedir. Sorumlularsa malum... Fakat asıl sorunun ne olduğu, hala doğru olarak algılanmaktan, adlandırılmaktan uzak. Sorun, yaşantılarında kendilerine dönüp bakmak yerine, her şeyi, az önce andığım malum sorumlulara bağlayarak, dolambacı durmadan yenileyenlere suçu atıp bu arada da kendini şiir için, daha vahimi hayat için kurtarıcı olarak görmekten geri durmayan zihin işleyişindedir. Şairlerin başını çektiği sanatçı grubu, tıpkı Hitler’in başını çektiği megaloman diktatör grubu gibi geçtiğimiz yüzyıldan beri benliklerini şişirerek söz alıp durdular kurtarıcılık hususunda. Sanki dünyadaki eksiklik bir kurtarıcı idi... Bu yanılgıya Süpermen mitine yüz çevirmesi gereken Müslümanlar bile düştüler. Ne büyük bir şaşkınlık!.. İşaretleri, kendilerini aşan bir büyük Varlığa değil düpedüz kendilerine olabildi ne yazık ki. Hâsılı dolambacın onaylanması onun bu yordamla dışlanması, reddedilmesi yoluyla yerleşti. Müslüman duyarlılık da aynı yordamı benimseyip içinden Süpermenler çıkarınca umut, bir delinin adı olmaya çok uygun düştü. Fakat, yaşadığımız zaman, sanmayalım ki bir çölde geçen zamandır. Zamanın geçtiği mekân, her vakit sorunlarla doluydu ama asla çöl değildi. Bugün de değil. Dünya ve evren bizim karanlık tasavvurlarımızın çok fevkindedir.

Sorun şu ki çöl değil belki ama dolambaç çeşitlenerek çoğalıyor. Şiir, tıpkı hayat gibi, bu dolambaçların türlüsünün dışında, orada öylece duruyor. Şairlerse, bir fare gibi kapana kısıldıkları dolambacı anlatmayı şiir olarak kabul ettirmeye çalışıyorlar. Bunu da büyük gayretlerle, enerjilerini berheva ederek yapıyorlar. Kıstırıldıklarının özelliklerini yansıtmakla, resmetmekle, öykülemekle, ironisini, parodisini yapmakla sanıyorlar ki yeni bir şey yapmış oluyorlar. Sanat yaşantı sının verdiği; ilgiyle, görünmeyle, adı anılmayla dolan mekanik enerjisi, hayatın kara neşvesinin önüne geçmiş. Aleladelik ilahına borçlarını ödediklerinin farkına varmaları güç görünüyor... İnsan başkaları da kendi gibi aldanıyorsa aldanmaya devam eden bir varlık olabilir mi? İnsanlar içinden şairler, bu sorunun ne manaya geldiğini kavramaya en yakın olanlardır. Bu yüzden insanların şairlerden şiir istemeye, yani onlardan kendilerine dolambacın dışından seslenilmesini beklemeye hakları var. Eğer bu hakları varsa insanların; imajların içinde yaşamaya zorlanırken, şiir diye görünme fetişistlerinin görsel fantezileri ile yüz yüze gelmeye; etraflarında kavga etmeye hazır patolojilerin bozuk, çok sesli argosunun sırf dünyada insan sesi artık böyle diye şiir olarak yutturmaya çalışmalarına ya da dolambacın içinde cereyan eden türlü ‘peynir çeşitleri’ne karınlarının tokluğunu beyan etmeliler. Aksi halde bir haktan söz etmeleri mümkün olamayacak. Ve işte tam da bu yüzden şiiri, olanın ve kendi bön benliklerinin dışında bulan şairler, birbirlerini geçmişteki gibi hallerinden bilmeye ve kendilerinden olmayanları dışlamaya devam edecekler...




CELAL FEDAİ/ MERDİVEN ŞİİR/Bahar 2008

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »